TCMB: Faiz rotası enflasyonist riskler taşıyor

Yoğun geçen Merkez Bankası trafiğinin ardından, konsensüs beklentilerin 50 ila 100 baz puanlık faiz indirimine işaret ettiği, ancak güncel ekonomik şartların riskler teşkil ettiği PPK toplantısını izliyoruz.

Yoğun geçen Merkez Bankası trafiğinin ardından, konsensüs beklentilerin 50 ila 100 baz puanlık faiz indirimine işaret ettiği, ancak güncel ekonomik şartların riskler teşkil ettiği PPK toplantısını izliyoruz. Güncel enflasyonist baskıların ve Merkez Bankası’nın faiz indirmeye devam etmesinin yaratacağı ilave risklere dair analizler yapılırken, bunun yaratacağı ek fiyat baskısı muhtemelen şu anda faiz indirimlerine engel teşkil edecek görünmüyor. Cumhurbaşkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla 13 Ekim’de yayımlanan kararname ile daha düşük oranlara çekinceli yaklaşan PPK üyelerinin görevden alınması ile kurul içinde daha güvercinleşen bir tandans oluştuğunu düşünürüz. Bu kapsamda, Merkez Bankası’ndan yarın 50 baz puanlık bir faiz indirimi gelmesini bekleriz.

Faiz indirimini normalde zora sokabilecek etmenler düşmeyen enflasyon, ilave riskler ve zayıf lira ekseninde yoğunlaşıyor. Buna karşılık, hükümetin yüksek ekonomik büyüme sağlanması ve ticari kredi mekanizmasında gevşeme oluşması için faizlerin düşürülmesi yönündeki talebi devam ediyor. Bu kapsamda, Eylül ayında sürpriz bir şekilde 100 baz puanlık faiz indiriminin yapılmasının akabinde gerek küresel enflasyon risklerinden, gerekse de başta zayıf lira olmak üzere yerel faktörlerden kaynaklı riskler artmıştır. Özellikle, liranın zayıf getiri pozisyonunun dolarizasyon ağırlığını artıracağını ve artan kurların da ithal maliyetleri kaynaklı baskıyı yükselteceğini düşünürüz. 

Merkez Bankası içinde yapılan değişikliklerle, faiz indirimlerine çekinceli yaklaşan üyelerin değiştirilmesi ve güncel ekonomik şartlarla ilişkilendirilmemiş bir faiz indiriminin yapılmış olması; faiz indirimlerinin devam edeceğine dair düşüncemizin oluşmasına neden olmaktadır. Bu kapsamda, özellikle son 1 aylık dönemde oluşan kur oynaklığı artışı ve bozulan enflasyon beklentileri “erken bir gevşeme döngüsü” olgusuna dahil olunmuş olabileceğini göstermektedir. Liranın, emsal para birimlerine göre aynı standartta görülen ancak gitgide zayıflayan reel getiri pozisyonu yatırım cazibesinin de Mart ayına göre düşük olduğuna işaret etmektedir. Bu süreç içinde, Fed’in tapering açıklamasına Brezilya, Rusya ve Doğu Avrupa ülkeleri başta olmak üzere birçok EM Merkez bankası parasal sıkılaştırma ile hazırlanırken; TCMB’nin tamponlarının daha gevşek olduğunu analiz etmekteyiz.

Lirada reel getiri pozisyonunun diğer EM para birimleriyle karşılaştırılması... (Kaynak: Bloomberg)

Dolayısıyla; parasal gevşeme için gerekli ekonomik durum şartı sağlanmış değil. Enflasyonun yükselmesi ve liranın yeni dip seviyelerde fiyatlanması yerel açıdan en kritik meydan okuyucu faktörler olarak görünüyor. Bunun yanında; Türkiye’nin dezavantajlı olduğu bir konu da son dönemde yükselen petrol fiyatlarının potansiyel fiyat artışları etkisi olacaktır. Küresel enerji arzındaki sıkıntılar itibariyle, üretim maliyetlerine ve son tüketime farklı katmanlarda etki edecek olan petrol fiyat artışlarının enerjide tamama yakın bir şekilde ithalata bağlı olan Türkiye için etkisini de daha yüksek enflasyon olarak öngörürüz. Ayrıca, söz konusu durum enerji ithalatçısı olan ülke varlıklarından enerji ihracatçısı olan ülke varlıklarına doğru para rotasyonu oluşturabileceğinden, liranın sadece dolar ve gelişmiş ülke para birimlerine karşı değil, ruble gibi para birimlerine karşı da değeri azalabilir.

Mart ayından sonra %20 civarında değer kaybetmiş olan lira, daha sıkı politikalar uygulamayı düşünen gelişmekte olan piyasa emsallerine göre farklı standartta bir hareket geliştirmektedir. Dolayısıyla; liraya değer kaybettiren faktörlerin sadece küresel fiyatlama eğilimlerinden ibaret olmadığını görüyoruz. Gösterge tahvil faizinde son 1 aylık süreçte görülen yaklaşık 1 puanlık artış ve piyasa faizlerindeki artış momentumunun devamı, gevşeyen para politikasının amaçlandığı gibi borçlanma maliyetlerini düşürücü bir etki oluşturmaktan uzak olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan; standart anlayış dışında kalan ve Türkiye gibi ithal ağırlığı yüksek ekonomilerde çok işlemeyen “yüksek faiz oranlarının yüksek enflasyona neden olduğu” görüşü faiz oranlarının yeterli yükseklikte olmayabileceği görüşümüze dayanak oluşturmaktadır. Finansman maliyeti de firmalar açısından zorlayıcı olabilmekle beraber, faizlerin düşük olduğu bir ortamda döviz kurları hızlı şekilde artarak firmaların finansman zararına büyük etkide bulunabilmektedir. Artan maliyetler de satılan mal ve hizmet fiyatlarına yansıtılarak enflasyonist etki oluşturmaktadır.

Buna karşılık; alınacak karara temel oluşturacak faktörlerin ekonomi standartlarından çok faiz yükünü azaltma perspektifinde olacağını düşünmemizden dolayı; normalde faiz indirimlerini riskli görmekle beraber Merkez Bankası’nın indirimlere devam etmesini bekleriz. Bu oranın, çekirdek enflasyonun şu anda %17 olmasından ve lira hareketindeki oynaklığın piyasa baskısından ötürü Eylül ayına göre daha düşük montanlı olmasını ve 50 baz puan indirim ile politika faizinin %17,50’ye düşürülmesini öngörürüz. Ekim ayından sonra enflasyonda, geçen yıl aynı dönemindeki yüksek gerçekleşmelerin hesaplamadan çıkması nedeniyle oluşması beklenen baz etkisi kapsamında düşüş görülmesi akabinde Merkez Bankası faizleri daha da düşürmek isteyecektir. Dolayısıyla Kasım ve Aralık PPK’larının da faiz indirimine konu olmasını bekleriz. Söz konusu politika patikasının yaratabileceği finansal piyasa baskısı ve oynaklığının ise yeniden sıkılaşma gerekliliğini artırması çekincesini de belirtmek isteriz.

Kaynak: Tera Yatırım
Hibya Haber Ajansı

Okunma